23 Kasım 2014 Pazar

“Dünyalara duyurun, kızımı işkenceyle öldürdüler”

Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı Tekneli köyünde öldürülen 19 yaşındaki, 8.5 aylık hamile Hacire Göv’ün annesi Münfiye Göv: “Sabah ağlarım, akşam ağlarım ama kızımı geri döndüremem. Yine de vazgeçmeyeceğim. Siz de bilgisayara çıkarın, gazeteye yazın, televizyonda gösterin. Dünyalar duysun; benim kızımı işkence ederek öldürdüler”

09 Mart 2014 Pazar 09:33
“Dünyalara duyurun, kızımı işkenceyle öldürdüler”
 Kuyunun dibindeki karaltıyı poşet sanmışlar önce. Yağmur ve saatler süren araştırmanın getirdiği yorgunluk, insanlar ve nesneler arasındaki ayrımı giderek silikleştirmeye başlamış çünkü. Bölgeye bakan güvenlik birimi yetkililerinin “Köyün tersini yüzüne çevirmek gerekse de bulunacak” demesinin de etkisiyle, inip bakmaya karar vermişler sonra. Poşet sandıkları karaltının, beş gündür izini sürdükleri Hacire Göv olduğu böylelikle ortaya çıkmış. Hacire’nin kuyudan çıkarılışına tanık olanlardan biri kollarını iki yana açıp “Bu kadar bir kız çocuğu işte” diyor; “Hamile diye mi bilmem, büyük bir şey çıkacak sanıyor insan ama hepi topu

bu kadardı.” Hacire’yi oradan çıkarmışlar çıkarmasına da canı kuyunun dibinde kalmış.
Bir töre cinayetine kurban giden Hacire Göv’ün hikayesinin peşi sıra yollardayız. Hacire’nin evi de, atıldığı kuyu da, mezarı da Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Tekneli köyüne bağlı Sergen mezrasında. 35-40 hanelik bu yerleşim yerinde yaşayanların çoğunluğu Arap. Geçimlerini ağırlıklı olarak çiftçilikle sağlıyorlar. Çünkü hemen hemen bütün bölgede olduğu gibi burada da toprak çok bereketli. Bize eşlik eden bir Viranşehirlinin dediği gibi “İnsan eksen, insan çıkaracak kadar” hem de...

Başlık parası 15 büyükbaş
Bu bereket topraktan olduğu kadar sudan da geliyor elbette. Su da bölgeye Mardin Kanalı’ndan geliyor. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) dahilinde yapılmış bu kanal, eski eve alınmış yeni bir eşya gibi parlıyor köyün girişinde. “Herkesin az çok toprağı var, yine de istisnasız herkes fakir” diyor bölgeyi iyi bilen bir başkası; “Herkes fakir çünkü üretimin ve satışın etkili biçimde nasıl yapılacağını bilen yok. Öğrenmeye niyetli olan da yok. Herkes hazır paranın peşinde. O yüzden çeşitli il ve ilçelere mevsimlik işçi olarak gidiyor köylüler.” Hacire de Cuma’yla mevsimlik işçi olarak gittiği Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde tanışıyor işte...
Hacire’nin abilerinden Muhittin karşılıyor bizi avluda. Birbirlerine çok benzeyen kerpiç evlerden birine giriyoruz. Burası Göv ailesinin yaşadığı yer. Soldaki oda Hacire’nin bir zamanlar yattığı oda. İçeride annesi Münfiye Göv oturuyor şimdi. Bizi görünce ayağa kalkıp “Ehlen ve sehlen” (Hoşgeldiniz) diyor. Türkçeyi biraz anlıyor ama konuşamıyor. Urfa’nın sembollerinden biri olan mor poşu var başında. Yüzünde de yine bölgedeki kadınlar arasında yaygın olan dövmelerden... Burnunda hızma, kolunda değişik bir bilezik, parmağında taşsız, demirden yüzükler... Keşke böyle acı bir olay vesile olmamış olsaydı bu eve konuk olmama da uzun uzun inceleyebilseydim onu diye geçiyor içimden. Münfiye Hanım “50 yaşındayım” diyor ya, buralarda birinin yaşından emin olmak mümkün değil. 25 yaşında, severek evlenmiş. 15 büyükbaş hayvan vermişler başlık parası olarak. Beş çocuğu olmuş, üç erkek, iki kız. Çok hastalanmış sonra kocası. Çok geçmeden de ölmüş. Aradan yıllar geçtikten sonra, ayak ucundaki mezara da Hacire’yi koyacaklarından habersiz, köyün küçük mezarlığına gömmüşler. “Hacire çok ufaktı babası öldüğünde, ben de Mahmut’a hamileydim” diyor o günleri sorunca.

Karnında bebeğiyle vahşice öldürüldü
Hacire 8.5 aylık hamileydi öldürüldüğünde. Kimliğine göre 19 yaşında... Ama aslında çok daha küçük olduğu annesinin, kemerinin cebinden çıkardığı vesikalığından da belli. Hacire, bebeğin babasının 21 yaşındaki Cuma (Akdağ) olduğunu söylemiş annesine. Cuma’nın ailesiyle irtibata geçilmiş. Cuma, Hacire’yle evlenme işine sıcak bakmamış önce. İddiaya göre; başta kendi ailesinden çekinmiş ama jandarmanın devreye girmesiyle kabul etmiş, “Çocuk bendense evlenirim” demiş. Cuma’nın ailesi de “O zaman gereğini yaparız” demiş. Hacire’ye karşılık, 50 bin lira ve Cuma’nın kardeşini Hacire’nin kardeşine vermeyi kabul etmişler. Cuma bu sırada askere gitmiş. O askerden gelene kadar babalık testi sonuçlanacaktı, tezkereden sonra da evlendirileceklerdi. Hacire’nin namusu temizlenmiş olacaktı yani!
O zaman neden apar topar öldürüldü?
“Hacire aileden birinden hamile kaldığı için, babalık testinin sonuçları beklenmeden öldürüldü” diyen de var, “Bu bir namus cinayeti değil; Hacire’nin annesi, Cuma’nın ailesinden alacağı parayla aile içinde güçlü bir konuma gelecekti, aşiret içinde dengeler değişecekti, amcaoğulları bunu istemedi” diyen de var, “Cuma’nın ailesiyle
o anlaşma hiç yapılmadı. Hacire’nin aile meclisi toplandı. Hacire çağrıldı, kendi telefonundan Cuma’yı arayıp telefonu hoparlöre alması istendi. Cuma telefonda itiraz etti; ‘Çocuk benden olamaz’ dedi. Bunun üzerine Hacire’nin aşireti de ölüm kararı aldı, kızın annesiyle abisi de bu işin içinde” diyen de... Otopsi raporu gelene kadar da her kafadan ayrı bir ses çıkmaya devam edecek gibi görünüyor. Ne yazık ki çıkan seslerden hiçbiri acı sonu değiştirmeye yaramıyor. Her ne sebeple olursa olsun, bir genç kadın vahşice öldürüldü. Olaydan sonra Hacire’nin dört kuzeni tutuklandı. Göv ailesi Tekneli köyünde, tutukluların aileleriyle burun buruna yaşamaya devam ediyor.
“Anlatmak zordur ya, sormak da zordur ama başka çaremiz yok, ben soracağım, siz anlatacaksınız, sonra ben onları gazeteye yazacağım. Belki Hacire’lerin böyle ölmemesine bir katkı...” Daha cümlemi tamamlamadan önce bir sigara yakıp anlatmaya başlıyor Münfiye Hanım. Zaten sanki hep anlatıyor o. İçinden ya da en fazla mırıl mırıl bir sesle, hafif sallanarak... Hacire’nin artık yaşamadığına inanmasına yardım etsin, biraz şifa olsun diye belki, hep anlatıyor. Böyle, biri gelip anlat derse de, biraz daha yüksek sesle anlatmaya devam ediyor işte...
Münfiye Hanım’ın anlattıklarını Türkçeye oğlu Muhittin çeviriyor. Muhittin Bey’in aktardıklarının ne kadarının annesinin söyledikleri ne kadarının kendi yorumları olduğunu ayırt etmek kolay değil. Annenin yaşadıklarını anlatırken tam olarak hangi kelimeleri seçtiğini çok merak etsem de çaresiz, çevrilene razı oluyorum. Ama bir yerden sonra, o annenin acısını anlamak için anlatılanların dilinin bir önemi kalmıyor. Bizim gideceğimizi öğrenince “Hiç gitmedim, ben de bir gidip görsem” dediği o kuyunun başında yaktığı ağıdı anlamak için insan hiç dil bilmese de olur.

Aşiretçiliğin en sert uygulandığı yer
Hacire bölgede bunun gibi şeyler yaşayan yüzlerce kadından yalnızca biri. Karacadağ havzası aşiretçiliğin en sert haliyle uygulandığı yer olarak biliniyor. Kan davası, berdel, kuma, başlık parası filmlerde ve dizilerde romantize edilenin aksine en acı şekliyle yaşanıyor. Töreye karşı çıkma cesaretini gösterenlereyse ne yazık ki o kadar sık rastlanmıyor. Ama bazen de işte; bölgedekilerin tabiriyle “bir deli hal” geliyor insanın üzerine ve Muhittin gibi bir abi “Kimse sahip çıkmazsa biz çıkarız” diyor, Münfiye gibi bir anne çıkıp “Öldürseler de şikayetimden vazgeçmem” diyor.
“Burada toprak çok bereketlidir, insan eksen, insan çıkaracak kadar hem de” dediklerinde “insan ekme” deyişi komik gelmişti doğrusu. Ama çok da yanlış bir tabir değil aslında.
O kadar çok çocuk, o kadar çok kadın,
o kadar çok masum insan öldürülüyor ki; toprağa insan ekmekten başka bir şey değil bu. Yemyeşil ovaya bakarken, “Bu kadar çok insan ekilmesine rağmen doğa yine de küsmüyor, yine de bahar geliyor” diye düşünüyorum. Geldiğimizden beri kimi görsek herkes bahardan söz ediyor zaten; “Bak” diyorlar; “bahar kokmaktadır”. Öyle hakikaten. Bu
bahar da Hacire’ler çiçek olup açıyor, ortalık yine de bahar kokuyor.

“İki gözümdü o benim”

 Hem kızınızı hem de hayat arkadaşınızı, en büyük destekçinizi kaybetmişsiniz...

Münfiye G.: İki gözümdü o benim. Her şeyimdi. Ondan başka kimsem yoktu. Köyde ne olup ne olmadığını ben onunla konuşurdum. Arkadaş gibi. Dünya bozulsa umurumuzda olmazdı,
bu odada oturur, konuşurduk. Sabah ağlarım, akşam ağlarım ama geri döndüremem.

 Onun yerini doldurmaz ama inşallah onun gibi seveceğiniz gelinleriniz, torunlarınız olur...

Münifye G.: İnşallah. Ama onlar olana kadar benim yüreğim dayanmaz.

Nasıl öğrendiniz Hacire’nin hamile olduğunu?

Münfiye Göv: Karnı şişmişti. Kisttir diye doktora götürdüm. Doktoru görmeden döndük, geldik.

 Niye?

Münfiye G.: Sıra aldık muayene için. Bekliyorduk. Sonra Hacire doktorun yanına girmek istemedi. Ben de dedim; “Doktor neyin var neyin yok anlatacak bize; kisttir, kanserdir, neyse çıkacak. Ama o istemedi. “Muayene olmama gerek yok, ben Cuma’dan hamileyim, bunu bilin” dedi.

 Ne yaptınız?

Münfiye G.: Ağlamaya başladım. Ne diyeyeyim.

 Cuma’yı mı aradınız sonra?

Muhittin Göv: Aradık. Cuma dedi; “Ben kaldıramam bunu”. “Çocuk benden değil” diyor yani. Onu da babasıgil, akrabaları korkutmuşlar. Sonra asker aramış, o zaman “Kızı alacağım, çocuk bendendir” demiş. Cuma’nın büyükleri de bizim büyüklerimizi arayıp “Ne düşünürseniz razıyız; kızı alacağız, karşılığında da paraysa para, kızsa kız... Ne isterseniz vereceğiz” demişler.
 

“Oraya gelin gidecekti, rahat edecekti orada”

 Büyükleriniz kabul etmişler mi?

Muhittin G.: Etmişler. Cuma askere gidecekti birkaç gün sonra. Dönünce de çocuk Cuma’dansa Hacire’yi alacaktı. Cuma’nın ailesi de 50 bin lira, bir de kız verecekti bize, bu olay da kapanacaktı.

 Hangi kızı alacağınız belli miydi?

Muhittin G.: Belliydi. Cuma’nın kardeşini alacaktık.

 Kaç yaşında o kız?

Muhittin G.: 18.

 Kime alacaktınız peki?

Muhittin G.: Bekar, okuyan kardeşimiz var, ona alacaktık. Mahmut’a. Meslek lisesinde okuyor, lise 1’de.

 “Namus temizlenmiş olacaktı”...

Muhittin G.: Evet.
Münfiye G.: Ceylanpınar’a gelin gidecekti. Rahat edecekti orada.

 Zengin mi Cumalar?

Münfiye G.: Yok değil.

 Neden öldürdüler Hacire’yi, namus temizlenmiş olacakmış madem?

Muhittin G.: Onu bilen yok. Ama bana “Kız oraya gelin gitseydi, annesi para alacaktı; 50 bin-70 bin. Aile içinde, o öldürenlerden daha yüksek yere gelmiş olacaktı. Kızı ondan öldürdüler” diyorlar.
 

“Test yapıldı ama daha sonuçları gelmedi”

 Cuma’nın ailesi ne diyordu bu işe?

Münfiye G.: Çocuk bizdense kabul ederiz diyorlardı. Test yaptırın diyorlardı.

 Yapıldı mı test?

Muhittin G.: Yapıldı ama daha sonuçları gelmedi.

 Çocuğun Cuma’dan olmama ihtimali var mı?

Muhittin G.: Vallaha bilmiyoruz.

 Hacire’yi öldürdüğü düşünülenlerden de örnek almışlar. Sizce onlardan birinden olabilir mi?

Muhittin G.: Bilmiyoruz. Evet, onlardan da örnek alınmış.

 Talibi var mıydı Hacire’nin?

Muhittin G.: Yoktu.

 Sevgilisi olmuş muydu Cuma’dan önce?

Muhittin G.: Şahsen ben pek bilmiyorum. Evde oturmuyoruz. Çalışıyoruz. Annesi yoktur diyor.

“Her iş gelirdi elinden”

 Nasıl bir kızdı Hacire?

Münfiye G.: Çok iyi huylu bir kızdı. Uysaldı. Bütün komşular ondan razıydı. Kimseye hiçbir zararı olmamıştı.

 Neler yapardı?

Münfiye G.: Pamuğa giderdi, kayısıya giderdi, fındığa giderdi, çapaya giderdi, sağıma giderdi.
Çok çalışkan bir kızdı.

 Becerikli miydi?

Münfiye G.: Her iş gelirdi elinden. Bütün yemekleri yapabilirdi.

 Okula gitti mi?

Muhittin G.: Gitti.

 Kaça kadar?

Muhittin G.: İlkokul üçe kadar. Sonra çıktı.

“Hacire telefonda, eve götüreceğiz diyorlar ama yüzlerini beğenmedim, beni öldürecekler dedi”

Hacire’yi Diyarbakır’a kaçırmaya nasıl karar verdiniz?

Münfiye G.: Bizim köyde de Hacire’yi hamile kabul etmeyeceklerdi. Biri gelip bir şey yapar diye götürelim dedik. Ocak ayıydı, alıp Diyarbakır’a, kadın sığınma evine götürdük.

 Ne kadar kaldı sığınma evinde?

Münfiye G.: Beş gün.

 Sonra ne oldu?

Münfiye G.: Hacire akşam yatsıdan sonra bize telefon etti. Dedi; “Beni götürmeye geldiler”. Dedim; “Kimdir gelen?” Amcaoğulları gelmiş. “Eve götüreceğiz diyorlar ama yüzlerini
hiç beğenmedim. Bunlar beni öldürecekler” dedi.
Muhittin G.: Sonra ben aldım telefonu. Sığınma evindeki adama dedim; “Vermeyin sakın, bir odaya koyun, kilitleyin, biz gelene kadar çıkarmayın.” Oradaki adam da
“O zaman ben de kızla eve kadar geleyim, size bırakır, dönerim” dedi. Dinlememiş. Amcaoğulları plan kurmuşlar. “Öldürelim, suçu abilerine atarız” demişler herhalde.
Münfiye G.: Kimse bilmez sandılar ama Allah’ın işi işte, çıktı meydana. Allah kanı öyle ortada bırakmaz.
 

“İple arabanın arkasına bağlamışlar, kuyuya kadar öyle sürüklemişler”

 Ailenin rızası olmadan sığınma evinden nasıl çıkarmışlar?

Muhittin G.: Bilmiyoruz.

 Siz Hacire’nin yanına gitmek üzere yola çıktınız mı hemen?

Muhittin G.: Gidecektik ama arabamız yok ki. Bizi götüren de olmadı. Zaten akrabalarımız bizi tehdit etmeye başladılar o sırada. Silah kaldırdılar. Hacire’yi arıyoruz, telefonu kapalı. Amcaoğullarını arıyoruz, cevap yok. Karakolu aradık. “Onlar da evden çıkmayın sakın” dediler.

 Ne kadar beklediniz bu şekilde?

Muhittin G.: Beş gün bekledik.

 Ne düşündünüz, öldürmüşlerdir mi dediniz?

Muhittin G.: Telefonu kapalı çıkınca daha ilk, o zaman dedik,
 

“Sağ bırakmayacaklar...”

 Sonra nasıl ortaya çıktı nerede olduğu?

Münfiye G.: Telefondan bulmuşlar.
Muhittin G.: Asker telefon sinyalinden bulmuş nerelerde olduğunu. Oradaki kuyulara bakmışlar hep. Birinden çıkmış. Korucu beni aradı, gittim, baktım. Baştan yaklaştırmadılar beni kuyuya.
Ama gördüm; her yeri parçalanmış. Kuyuya yaklaşınca iple arabanın arkasına bağlamışlar, kuyuya kadar öyle sürüklemişler. Her yeri kırılmış, saçı sıyrılmış.

 Gören, duyan olmamış mı?

Muhittin G.: Olmamış, olmazdı da zaten. Çünkü yağmurdur, gecedir.
Münfiye G.: Kızımı işkenceyle öldürdüler. Bilgisayara çıkarın, gazeteye yazın, televizyonda gösterin; dünyalar duysun; kızımı işkence ederek öldürdüler.
 

“Taziye yapamadık, nezarethanedeydik”

 Size nasıl haber verdiler?

Münfiye G.: Beni de korucu aradı.

 Ne yaptınız, gittiniz mi siz de kuyunun başına?

Münfiye G.: Dizlerim kırıldı, gidemedim. Kollarım tutmaz oldu. Gözlerim görmez oldu.
Muhittin G.: Kimse sahiplenmeseydi, ona da, çocuğuna da biz sahip çıkacaktık. Ama işte, bırakmadılar. Ne çabaladıysak da kurtaramadık.

 Sonra ne oldu, taziye yaptınız mı?

Muhittin G.: Yapamadık. Hepimizi alıp nezarethaneye koydular. Beş gün kaldık. Sonra bizi bıraktılar. Biz de Hacire’yi sığınma evinden almaya gidenlerden şikayetçi olduk. O arada otopsi yapıp köyün mezarlığına gömmüşler.

 Başsağlığına geldi mi köylü?

Muhittin G.: Bayanlardan hariç gelen olmadı. Anne tarafımız geldi biraz.

Çok olur mu böyle olaylar buralarda?

Münfiye G.: Çook, çok. Hemen hemen her ailede vardır. Benim bildiğim belki 20 kız var böyle. Ama onların hemen üstü örtüldü. Yaygara etmediler. Herkesin başından geçti bunlar. Bizim kimsemiz olmadığı için güçleri bize yetti. Kimsemiz yok, silahımız yok. Sahipsiz buldular bizi. Zulümdür bu, başka bir şey değil.
Muhittin G.: Olaylar olur ama millet kendi arasında halleder, kapatır. İlk defa bu olay böyle
ortalığa saçıldı.

Şikayetçi olduğunuz için baskı görüyor musunuz, tehdit ediyorlar mı sizi?

Muhittin G.: Yok.

 Korkmuyor musunuz, size de bir şey yaparlar diye?

Muhittin G.: Korkmuyoruz. Biz şikayeti geri almayız.
Münfiye G.: Öldürseler de şikayetimi geri almam. Onlar 10 sene, 20 sene, hadi 30 sene sonra çıkarlar ama benim kızım toprağın altına girmiştir.

Mililyet

EN ÇOK OKUNAN HABERLER


    Yorumlar

ÖNE ÇIKAN HABERLER
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz: